Genel Cerrahi

Genel Cerrahi
Genel Cerrahi Bölümü hafta içinde her gün meme ve Endokrin Cerrahisi (Tiroid, paratiroid, böbrek üstü bezi), Hepatopankreatabilier Cerrahi ( Karaciğer, Safra kesesi ve yolları, pankreas hastalıkları) Gastrointestinal sistem cerrahi (Mide, ince – kalın barsak hastalıkları ve anüs hastalıkları), Laparoskopik Cerrahi ve Fıtık Cerrahisi konularında hizmet sunmaktadır.

Genel Cerrahi hangi hastalıklara bakar?

  • Cerrahi hastalıklar (Mide,barsak,karaciğer,safra kesesi, pankreas, apandist, hemoroid, fistül, guatr, kistler) 
  • Acil cerrahi
  • Travma, kaza yaralanmaları
  • Cerrahi onkoloji
  • Laporoskopik cerrahi
  • Meme hastalıkları ve ameliyatları
  • Endoskopi (Gastroskopi )
  • Kolonoskopi

Endokrin Ve Meme Cerrahisi
Türkiye'de çok görülen ''Guatr '' ( tiroid bezi) Hastalığı ön planda olmak üzere tüm hormonal sistemin , selim ve habis(kanser ) hastalıklarının, cerrahi tedavisini ve tüm meme hastalıklarının tedavisi son sistem teknoloji kullanılarak yapılmaktadır. Hastanemizde ileri görüntüleme teknikleri kullanılarak tarama ve takiplerde yapılmaktadır.

Gastrointestinal Sistem Cerrahisi
Tüm kalın barsakların ve anal bölgenin selim hastalıkları (hemoroid, fissür- fistül, abse ) ile habis(kanser) hastalıkları için gerekli cerrahi girişimlerin yapıldığı bu bölümünde , tarama , tanı, takip ve tedavi amaçlı endoskopik işlemlerde yapılmaktadır.

Hepatopankreatobilier Cerrahi
Karaciğer, safra kesesi ve yolları, pankreasın selim ve tümöral hastalıklarının cerrahi tedavisi deneyimli ekibimiz tarafından son sistem teknolojik aletlerle yapılmaktadır.

Laporoskopik Cerrahi
Teknolojik gelişmelerle birlikte klasik Genel Cerrahi uygulamalarının yerini; daha az yara izi, daha az ağrı ve erken dönemde normal hayatına dönme ile sonuçlanan laparoskopik cerrahi almaktadır. Son yıllarda, Genel Cerrahiyi ilgilendiren birçok ameliyat laparoskopik yöntemle daha güvenilir bir şekilde yapılmaktadır. Hatta eskiden zor olan ve az uygulanan bazı ameliyatlar laparoskopi ile birlikte daha kolay ve sorunsuz uygulanmaya başlanmıştır.
Laparoskopik cerrahi, karın veya göğüs bölgesini ilgilendiren ameliyatlarda, alışılagelmiş geniş kesiler yapmadan, birkaç ayrı noktadan vücuda yerleştirilen ince tüplerin (trokar) içinden sokulan aletler ve bir kamera yardımı ile gerçekleştirilen ameliyatlardır.
Karın içini aydınlatarak, hastalık veya problemleri doğrudan gözlemleme ve aynı anda karında çeşitli bölgelerine açılan 5–15 mm’lik deliklerden içeri sokulan yardımcı aletler ile tedavi olanağı da verir. Halk arasında kapalı, kansız ya da bıçaksız ameliyat olarak da bilinir.

Laparoskopik ameliyatlar nasıl yapılır?
Laparoskopik ameliyatlar genel anestezi altında, hasta uyutularak yapılır. Bu ameliyatı yapabilmek için bir laparoskopi ünitesine, uygun el aletlerine ve tabii ki deneyimli bir cerrah ve ekibine ihtiyaç vardır. Laparoskopi ünitesi; görüntüyü elde eden kamera, soğuk ışık kaynağı, karın içine hava veren insüflatör, monitör ve video/görüntü kaydedicisinden oluşmaktadır. İlk önce bir delikten girilerek karın içi karbondioksit gazı ile şişirilir. Ardından ucunda ışık olan teleskop kamera ile girilerek karın içi incelenir. Yapılacak ameliyat türüne göre ilave trokarlar girilir. Cerrah, bu trokarlardan girilen aletlerle monitöre bakarak ameliyatı gerçekleştirir. Kamera sayesinde, çıplak gözle görülenden kat kat daha büyük ve ayrıntılı bir görüntü elde edildiğinden anatomik yapıların daha ince detaylarına kadar görülebilmesi mümkün olmaktadır. Modern enerji kaynaklarının da kullanımı ile birlikte ameliyatlar çok daha kansız geçmektedir.

Laparoskopik ameliyatların avantajları nelerdir?
Deneyimli ellerde laparoskopik cerrahi karın açılarak yapılan ameliyatlardan iyi sonuçlar vermektedir. Laparoskopik cerrahinin başlıca en önemli avantajları:

  • Ameliyatların uzun kesiler yapılmadan gerçekleştirilebilmesi çok daha az ameliyat izi ile sonuçlanmaktadır.
  • Laparoskopik ameliyatların birçok ameliyat çeşidi için başta kanama ve enfeksiyon olmak üzere daha az yan etkiye neden olduğunu ortaya koymuştur.
  • Ameliyat alanında daha az doku hasarının olması, daha kolay ve hızlı iyileşme sağlamaktadır
  • Açık ameliyatlardan sonra oluşan ve birçok hastada yaşamının sonuna kadar sıkıntı yaratan karın içi yapışıklıklar laparoskopik ameliyatlardan sonra daha az görülmekte; buda yapışıklıklara bağlı ileride gelişebilecek barsak dolanmasına bağlı barsakların tıkanıklığı, hastanın ikincil başka bir hastalığa bağlı gerekebilecek laparoskopi şansını yitirmesini minimale indirmektedir.
  • Laparoskopik yöntemin en belirgin avantajlarından biri de ameliyat sonrası hastanın ağrısının daha az olması ve daha az ağrı kesiciye gereksinim duymasıdır.
  • Laparoskopik cerrahide hastanede kalış süresi de daha kısadır. Hastanın normal fiziksel aktivitesine kavuşması ve işine dönebilmesi de daha kolay ve hızlı olur.

Laparoskopik olarak yaptığımız ameliyatlar

Safra kesesi: Günümüzde safra kesesi hastalıklarının ameliyatlarında, tüm dünyada, laparoskopi “altın standart”tır. Yani mecbur kalınmadıkça açık ameliyat yapılmamaktadır.
Apandisit: Akut apandisit’in tedavisinde de laparoskopik yöntemi kullanmaktayız.
Kasık fıtığı ve diğer karın fıtıkları: Günümüzde kasık fıtığı ameliyatlarını sadece 3 delikten girilerek laparoskopik olarak yapabilmekteyiz. Özellikle çift taraflı fıtıklarda aynı kesilerden her iki tarafı da tedavi edebilmek avantajdır. Daha önce ameliyat olmuş ve tekrarlamış(nüks) fıtıklarda da laparoskopik yöntem üstündür
Reflü hastalığı (GÖRH) ve hiatal herni: Mide içeriğinin yemek borusuna geri kaçışı ve buna bağlı mide ve göğüste yanma, ekşime, ağzına acı su gelme ve geçmeyen kronik öksürük gibi şikâyetlere yol açan gastroözofageal reflü hastalığının cerrahi tedavisini de standart olarak laparoskopik yöntemle yapmaktayız. Aynı ameliyatla mide fıtıkları (hiatal herni) da tedavi edilmektedir.
Laparoskopik adrenalektomi (Kapalı böbrek üstü bezi ameliyatı): Böbreklerin üzerinde bulunan ve vücuttaki ana hormonların birçoğunun salındığı bu bezlerin iyi veya kötü huylu olarak büyümesiyle oluşan kitlelerde de laparoskopik yöntemi kullanmaktayız. Bu ameliyatı ilimizde ilk defa gerçekleştirdiğimiz gibi halen yapıldığı tek merkez olma özelliğini taşıyoruz.

Guatr
Tiroid bezinin büyümesi sonucu ortaya çıkan ve boynun ortasında, yutkundukça aşağı yukarı hareket eden şişlikle kendini belli eden hastalığa ' guatr ' denir.
Guatr, sık görülen fakat tanı konması genellikle uzun süren bir hastalıktır. Oluşturduğu şikayetler genellikle birçok hastalık ile ortak olabildiği için en son düşünülen hastalık haline gelmiştir. Guatr aslında tiroid bezinin büyümesidir. 2 ana guruba ayrılır. Bunlar tiroid bezinin çok çalıştığı Hipertiroidi ile az çalıştığı hipotiroididir. Bu ayrımın yanı sıra ultrasonografik olarak da 2 tipe ayırabiliriz. Buna da nodüllü ve nodülsüz yani diffüz guatr diyoruz. Bu ayrımların yanı sıra tiroid dokusunda 2 farklı durumla daha karşılaşmamız mümkün olmaktadır. Bu durumlar tiroidin kanserleri ve tiroidit olarak adlandırılan tiroid dokusu iltahaplarıdır.

Guatr, çok sık görülmesine rağmen belirtileri diğer hastalıklara benzediği için çoğu zaman insanların aklına gelmemektedir. Guatrın tedavisinde erken teşhisin büyük önem taşımektadır. Uzmanlar, aniden kilo alıp ya da verenleri uyarıyor.

Aşağıdaki sorulardan en az 4 ve üstüne evet diyorsanız guatr hastalığı riski taşıyor olabilirsiniz. ;

  • Kalp atımlarınızın çok yüksek veya çok düşük olduğunu saptadınız mı? (60 altı veya 100 üstü)
  • Boynunuzda sıkışma ve gerilme hissi var mı?
  • Terleme ve saç dökülmesini sıklıkla yaşıyor musunuz?
  • Son zamanlarda aniden aşırı kilo aldınız mı ya da verdiniz mi?
  • Cildinizde dökülme, kuruma veya mat bir görünüm var mı?
  • Ani sinir atakları veya gün içinde uyuklama yaşıyor musunuz?
  • Bacaklarınızda şişlik oluyor mu?
  • Soğuğa veya sıcağa karşı tahammülsüzlüğünüz son zamanlarda arttı mı?
  • Kabızlık, ishal veya karında ağrı atakları yaşıyor musunuz?
  • Unutkanlık yaşıyor musunuz? Ya da kendinizi depresyona meyilli hissediyor musunuz?

Bu nedenle yukarıda testteki bulguların en az 4 tanesi size uyuyor ise mutlaka bu konuda uzman bir doktora başvurulmalısınız.

Endoskopi Nedir ?
Endoskopi içi boşluklu organların bir aletle incelenmesidir. Bu alet hem görüntülemeyi hem de biyopsi gibi bazı işlemleri yapmaya olanak sağlar. Halk arasında “ışıklı hortum” olarak adlandırılmaktadır. Endoskopi yapılan organa ve yere göre farklı isimlerle anılır. Buna göre;

  • Yemek borusu, mide ve onikiparmak barsağı
  • Kolonoskopi : Tüm kalın barsaklar,
  • Rektosigmoidoskopi : Kalınbarsakların son kısımları olan rektum ve sigmoid,
  • Rektoskopi : Sadece rektum
  • Bronkoskopi:Nefes borusu, akciğer ve hava yolları.

Hastanemiz endoskopi ünitesi, gelişmiş aletleri ve  deneyimli personeli  ile hafta içi 09.00-18.00-cumartesi günleri 09.00-14.00 saatleri içerisinde, ayrıca acil durumlarda 7 gün, 24 saat, üst sindirim sistemi (yemek borusu, mide ve 12 parmak barsağı) , alt sindirim sistemi ( kalın barsaklar) endoskopilerini (kolonoskopi) ve bronkoskopi işlemlerini gerçekleştirmektedir. Ayrıca gerekli durumlarda bu işlemler aynı hastaya aynı seansta birarada da uygulanabilmektedir

Gastroskopi, Gastroskopi Kimlere Yapılmalıdır?

  • Yutma güçlüğü, ağrılı yutma
  • Reflü Hastalığı
  • Nedeni belirsiz  öksürük, horlama nöbetleri ve ses kısıklıkları
  • Nedeni kalp kaynaklı olduğu düşünülmeyen göğüs ağrıları
  • Yemeklerden sonra veya aç karnına mide sancılarınız ve ağrılarınız
  • Nedeni bilinmeyen kilo kaybı
  • Karın ağrısı
  • Karinda şişlik ve hazım problemleri
  • Kan düşüklüğü
  • B12 vitamin eksikliğinin nedenini  araştırmak
  • Uzun süreli ya da tekrarlayan ishal
  • Kusmalar
  • Ailesinde mide ve bağırsak kanseri hikayesi olanlar
  • 50 yaşını geçmiş olanlar
  • Üst Sindirim sisteminden kanamalar ve kanama şüphesi
  • Yanlışlıkla yabancı cisim yutulması
  • Çekilmiş olan mide, göğüs ve karın filmlerde anormal bulgular bulunması sonrası, bunların doğrulanması ve gerekirse parça alınması

Gastroskopinin Faydaları Nelerdir?
Bu işlem doktorunuzun daha doğru teşhis koymasını ve bazı problemlerin tedavisini sağlar. Unutulmaması gereken şeylerden birisi yemek borusu, mide, barsaklar gibi içi boş organların hastalıklarının elle muayene ya da diğer tetkik yöntemleri ile ancak tahmini bir tanı konulabilir.  Bu organların en kesin ve net değerlendirmesi direk içlerini görerek yapmak en güvenilir yöntemdir. Bu işlemin yapılmasını reddetmek sizde bulunması muhtemel bir hastalığı ve onun yapabileceği istenmeyen durumları kabul etmeniz anlamına gelmektedir. 

Kolonoskopi 
Alt sindirim sisteminin incelenmesi  işlemi yapılır. Kalın bağırsağın tamamı ile, ince bağırsağın son kısmı görüntülenir. Makattan (anüs) girilir. Önce  bu bölgedeki   anal fissür (çatlak) ,fistül ,hemoroit gözlenir,  bağırsak içinde ilerlenerek kanama, ülser, tümör, iltihap gibi lezyonlar  izlenir, gerekli görüldüğünde  müdahale  edilir, biyopsi alınabilir. Kanserin öncüsü olarak bilinen polipler çıkarılarak, ileride oluşabilecek  kanserden korunmuş olur.
Merkezimizde deneyimli doktor larımız tarafından öncelikle hastanın mevcut ek hastalıkları, varsa kullanmış olduğu ilaçlar da sorgulanarak bir ön hazırlık sonrası, EKG(kalp ritmi v hastalıkları yönünden) , hepatit vb. bulaşıcı hastalık taraması vb. ön testleri yapıldıktan sonra, işlem sırasında hastayı hem kalp hem solunum yönünden izlemeye olanak veren cihazlar eşliğinde işleme alınır.
 
Kolonoskopi Hangi Durumlarda Gereklidir?
-Kilo kaybı bulunan ve kanser araştırılması yapılacak kişilere
-Kansızlık nedeninin  araştırılması
-Barsak düzeninizde değişiklikler,
-Barsak tembellikleri, kabızlık ya da uzun süredir düzelmeyen ishaller,
-Tuvalette dışkılıma ile kanamalar,
-Çekilmiş olan karın ve barsak filmlerinde anormal bulgular varsa şüpheli lezyonların görülmesi ve bu lezyonlardan parça alınarak inceleme yapılması gerekli durumlarda;
-Ülseratif kolit ve crohn hastalığı gibi kolit düşünülen veya takibi yapılan hastalara
-Önceden kolon polibi tespit edilip takibi yapılacak hastalarda
-Daha önceden kolon kanseri olduğu bilinen hastaların takibinde
-Ailesinde kolon kanseri öyküsü olanlarda belli aralıklarla düzenli olarak
 
Pilonidal Sinüs :
Kıl dönmesi hastalığı yani bir diğer adıyla pilodinal sinüs genellikle kuyruk sokumu bölgesinde cildin altında oluşan bir boşluk olarak tanımlanabilir ya da bazen bu bölümde bir boşluk oluşumu yerine kistte görülebilmektedir. Bunlara ek olarak sadece kuyruk sokumu bölgesinde değil aynı zamanda nadir de olsa göbek boşluğunda da görülebilmektedir.
Kıl dönmesi saçlardan ve sırtta bulunan kılların dökülmesi sonucu, kuyruk sokumunda birikmesi ve bir süre sonra kıllı ve terlı olan bu aralığa takılıp sürtünmeler sonucu ter bezi deliklerinden cilt altı yağ dokusuna girmesiyle oluşur. Belli bir süre sonra bu ter deliği kendini iyileştirip kapansa dahi içeri girmiş olan kıllar, kılın yapısı gereği tek yönde ilerlemeye devam eder ve kılların deri altında kalmaya devam ettiği sürece iltihaplanma da apseye dönüşerek ciddi bir hal alır. Eğer bu bölgelerde yaşanan herhangi bir pis kokulu akıntı varsa akla gelmelidir. Zamanla büyüme göstereceği için tanı konulduğu anda biran önce operasyonu gereklidir.
 
Safra Kesesi Taşı
Görülme sıklığı yaşla birlikte artan safra kesesi taşları, çoğunlukla karın ağrısı, bulantı ve yemeklerden sonra olan hazımsızlık ile belirti verir. Pigment taşları veya kolesterol taşları gibi çeşitleri vardır. Safra kesesi içinde tek bir taş olabileceği gibi yüzlerce milimetrik taş da görülebilmektedir. Kadınlarda bazı nedenlerden dolayı erkeklere oranla üç kat daha fazla rastlanıyor 
Safra kesesinde oluşmuş olan taşların bir kısmı hiç belirti vermez. Belirti verenlerde en önemli işaret ise ağrıdır. Ağrı karnın sağ üst tarafında, genellikle şiddetli bir şekilde birkaç saat sürer. Bazen sırta, sağ omuza vurur. Genellikle ani başlar. Yemeklerle ilişkisi vardır ve sıklıkla yemek sonrası ortaya çıkar. Ek olarak bulantı ve kusma olabilir. Bu şikayetler kendi kendine ya da ilaç tedavisiyle geçebilir.

Geçmeyen ağrı, taşın safra kesesinin giriş kanalını tıkadığı anlamına gelebilir. Taş, safra kesesi kanalını tıkarsa o zaman akut kolesistit dediğimiz safra kesesi iltihabı gelişebilir. Bu hastalığın yüzde 95’i safra kesesi taşına bağlıdır. Çok daha düşük oranda tümörlere de bağlı olabilir.  Bir de safra kesesinde taşı olan kişilerin, yemeklerle ilişkili nedeni belirlenemeyen şikayetleri vardır. Bu hastalarda; karında gaz, yemekten sonra rahatsızlık, hafif bulantı, yemek dokunması, karında şişlik gibi çok spesifik olmayan şikayetler de sıkça görülür.
Safra kesesi taşı safranın bağırsağa doğru aktığı kanala düşerse ve tıkanmaya neden olursa kolanjit (safra yolları iltihabı) ve pankreatit (pankreas iltihabı) gibi olarak ağır tablolara yol açabilir.
Kanda mikrop üremesine dahi neden olabilir. Acil bir girişimi ve bazen de ameliyatı gerektirebilir.Tanıda ilk seçenek ultrasonografi’dir. Benzer şikayetleriniz varsa aç karnına yapılacak birkaç dakikalık bu işlemle tanı kolaylıkla doğrulanabilir.

Tek tedavi yöntemi taşın olduğu safra kesesinin ameliyatla çıkarılmasıdır. Geçmişte ilaçla eritilmesi, böbrek taşlarına benzer bir takım aletlerle taşların kırılması gibi yöntemlerle tedavi edilmesi denenmiş. Ama bunların işe yaramadığı anlaşılmış. Çünkü sorun oradaki taşların yok edilmesi değil.
Eğer ana mekanizma ortadan kaldırılmazsa taşlar yeniden oluşur.  Günümüzde ilk seçenek laparoskopik (kapalı) yöntemle operasyonun yapılmasıdır. Laparoskopik yöntem sonrası hastanede bir  gecelik yatış yeterli olmaktadır. Ağır enfeksiyonlar veya komplikasyonlar gelişmişse açık yöntem gerekebilmektedir.          
 
Hemoroid :
Hemoroidler anal kanalın (makatın) iç duvarını örten tabakanın (mukozanın)  altında oluşan, etrafındaki bağ dokusuyla birlikte genişlemiş toplardamarlardır.
Genellikle ilerleyen yaş, sık sık kabız ya da ishal olunması, büyük abdest yaparken ıkınma sonucunda bu bölgedeki toplar damarlarda basınç artışına yol açmakta ve etrafındaki bağ dokusunun gevşemesine sebep olmaktadır. Başka bir deyişle hemoroidal hastalığa yol açmaktadır.

Hamile kadınlarda hemoroide sık rastlanır. Bunun nedeni hem hormonal değişiklikler hem de büyüyen rahmin bacaklardan dönen ve akışına baskı yapmasıdır.
Alkol, mayalı ve asitli içecekler, turşu ve baharatlardan zengin yiyecekleri sıkça tüketenlerde daha sık görülmektedir.
Uzun süre ayakta duran veya oturanlarda (yönetici hastalığı) hemoroidal hastalık sık görülür.

Belirtileri Nelerdir?

  • Kanama: En sık görülen belirtidir. Büyük abdestle birlikte açık kırmızı renkli kan gelir.
  • Ağrı: Özellikle hemoroidlerde ve içinde pıhtı oluşmuş (tromboze hemoroid) basur memelerinde görülür.
  • Kaşıntı
  • Yanma
  • Akıntı ve ıslaklık hissi

Hemoroidin Komplikasyonları Var mıdır?

  • Kanamaya bağlı kansızlık (Anemi)
  • İltihaplanma ve ateş
  • Meme içinde kan pıhtısı oluşması ve buna bağlı şiddetli ağrı, meme geri itilemez hale gelir hemen hekime müracaat uygun olur.

Hemoroid Tanısı
Hemoroidlerin teşhisinde genellikle muayene yeterlidir. Bazi durumlarda anoskopik ve rektoskopik görüntüleme gerekebilir.

DİKKAT! Perianal bölge hastalıklarının en sık görüleni hemoroiddir ve kansere dönüşmez. Ancak bu bölgede daha seyrek rastlanan:

  • Anal kanser,
  • Kalın bağırsağın habis (kanser) veya selim tümörleri (polipler),
  • Rektal prolapsus (bağırsağın makattan dışarıya doğru fıtıklaşması),
  • Perianal abse,
  • Ülseratif kolit gibi hastalıklardan ayırıcı tanı dıkkatle yapılmalıdır

Hemoroid Tedavisi Yöntemleri: Tedavide kullanılan yöntemler hemoroidal hastalığın derecesine göre değişmektedir.
1. Tıbbi Tedavi: 

  • 1. ve 2. derecedeki hemoroidal hastalığı olanlara uygulanır.
  • Sık kabız veya ishal olmaktan kaçınmak
  • Günde 1,5-2 litre su içmek ve posalı diyet
  • Dışkılama sonrasi ılık oturma banyosu (iltihaplı durumlar hariç)

2. İlaç tedavisi: Fitil, krem ve tabletler

3. Cerrahi tedavi

Ligasure Yöntemi: Akademik kabul görmüş en yeni yöntemlerden biridir. Dokudaki lifleri düşük ısıda füzyon enerjisi kullanarak birbirine yapıştırır. Kansız, dikişsiz ameliyat olanağı sağlar. Ameliyat süresinin kısalması ve ameliyat sonrası ağrının çok az olması gibi avantajlari vardır.

  • 3. ve 4.derecedeki hemoroidlerde kullanılır.
  • Lokal anestezi yeterli olabilir. Genel anestezi tavsiye edilir.
  • Ortalama girişim süresi 10 dakıkanın altındadır.
  • Hastanede yatış süresi 1 gecedir.

 Cerrahi Yöntemler: Ameliyatta neşter, elektro koter ve lazer gibi cerrahi aletler kullanılmaktadır.

  • Daha önce başarısız bir ameliyat geçirmiş ve nüksetmiş hemoroid vakalarında ve komplikasyon yapmış 3.ve 4. hemoroidler için kullanılır.
  • Genel anestezi tavsiye edilir.
  • Ortalama girişim süresi 15 dakikanın altındadır.
  • Hastanede yatış süresi 1 gecedir.


Anal Fissür
Anal fissür makat çıkışındaki örtünün (mukozanın) genellikle arka duvarından (kuyruk sokumu hızası) yarılmasıdır. Bu yara dış büzücü makat adelesi üzerinde olur. Her dışkılama sırasında dışkı adeleyi tahriş eder. Böylece ağrı ve adelede istemsiz kasılma (spazm) oluşur. Adeledeki bu kasılma çatlağın iyileşmesini geciktirir. Sonuç olarak yara-ağrı-spazm-yara kısır döngüsü oluşur.

Uzun süren kabızlık sorunu olan kişilerde, Çok sık ishal olan kişilerde, Doğum yapmış kadınlarda, Hemoroid hastalarında, Ülseratif kolit ve Crohn gibi iltihabi bağırsak hastalıklarında daha sık görülebilmektedir.

Dışkılama anında ve sonrasında süren ağrı, Dışkıda çizgi şeklinde kan, Makatta kaşıntı ve yanma, Anüste ele gelen çıkıntı (meme ucu gibi) belirtileri vardır.
Hastanın hikayesi ve anüsün muayenesi genellikle teşhis için yeterlidir. Medikal tedaviye yanıtsız durumlarda cerrahi tedavisi mümkündür

Anal Fistül
Fistül, anal kanal ve dıştaki cilt dokusu arasında bir kanal oluşmasıdır. Fistül kabaca, anüsden bir iki cm uzakta olan, cilt içine yerleşimli, ağrılı şişkinlik ve akıntılara neden olabilen kanal şeklinde oluşumlara denir
Anal fistüllerin yarısından fazlası, anal apseye sekonder gelişir. Fistül, apsenin cilde veya başka bir boşluğa boşalmasına rağmen geride bıraktığı boşluğun tam olarak iyileşmemesine bağlı olarak gelişir.

Zaman geçtikte bir tünel halini alır ve enfeksiyonu devam ettirir. Bu tünelin iç ve dış olmak üzere iki tane ağızı vardır, iç ağız makatta, dış ağız makat çevresi ciltte bulunur. Cerahat birikimi zaman zaman akıntıya neden olur. Anal fistüllerde kendi kendine iyileşme gibi bir durum söz konusu değilidr. Bu düşünce ancak hastaya zaman kaybettirip durumun kötüleşmesine yol açacaktır. Antibiyotik tedavisi ancak destek amaçlı kullanılabilir, iyileştirici etkisi yoktur. Anal fistülün tedavisi cerrahidir.

 

Randevu Planla